|
 |
|
...Türkiye fuzuli şagilden” millet, Ordusundan kurtuluyor! Başbakan müjdeyi verdi; Orduya, bir doğal afet veya iç kargaşa halinde, Valilerin talebi üzerine, güvenlik kuvvetlerine yardım etmek-duruma müdahale etmek- yetkisini...
|
|
Müjdeler var yurdumun, toprağına, taşına; “Türkiye fuzuli şagilden” millet, Ordusundan kurtuluyor! Başbakan müjdeyi verdi; Orduya, bir doğal afet veya iç kargaşa halinde, Valilerin talebi üzerine, güvenlik kuvvetlerine yardım etmek-duruma müdahale etmek- yetkisini veren “EMASYA” (Emniyet Asayiş Yardımlaşma) Protokolü kaldırılacak! Başbakan, bu yıl siyaset belgesinin yeniden ele alınacağını, “Bundan sonra iç tehdit kavramına müsait zemin olmayacağını” da söyledi! Doğru anladıysak, irtica ve bölücülük tehlikeleri yok ve artık olmayacak!
Farz edelim, daha doğrusu ciddi bir olasılığı öngörelim; İstanbul’da, Ankara’da, büyük bir kentimizde, bir iç çatışma çıktı veya bir doğal afet vukuunda yağmacılık, çapulculuk başladı ve fırsat bilen PKK bu sefer havai fişekli değil, silahlı eyleme geçti... Polis ve Jandarma başa çıkamıyor. Nitekim son zamanlardaki bazı, nispeten daha mevzii olaylarda polis aciz kalmıştı. O zaman ne olacak... Protokol yok, yardıma gelecek askeri birlikler de kışlalarında! Valiler feryat etseler de, müdahale etmeye, yardıma koşmaya hakları yok! Bazı gazeteler de o zaman herhalde “Ergenekon’un, darbecilerin işi” derler! “EMASYA” neden kaldırılıyor, çünkü bu hükümet yalakaları ve taşeronları Türk Ordusundan, PKK’dan düşman ordularından korktuklarından fazla korkuyorlar ve sadece EMASYA’nın değil Ordunun yasal ve geleneksel “TC’yi korumak ve kollamak” görevinin de kaldırılmasını ve Ordudan tümüyle kurtulmak isterler! Asıl düşman TSK!
Asıl çeteler Ortalıkta bu kadar komplo iddiaları dolaşır: Fakat özellikle, Türk Ordusuna ve Atatürk Cumhuriyetine karşı ciddi bir komplonun uygulandığı “Darbe-Balyoz-Çukurambar-Kozmik Oda” iddialarının bu komplonun sanal parçaları olduğu, bunların, Ordunun mahremiyetine girip, bahaneler bulmak için tertiplendikleri, kimsenin aklının bir ucuna olsun, neden gelmez?
Öyle ya, bu iddialarla sadece “EMASYA” değil, Türk Ordusu kalkacak, yerini de polis devleti alacak! Hangisine güvenirsiniz? İktidar hangisine güveniyor ve emellerine hangisi engel oluyor? EMASYA protokolünün kaldırılmasına gerekçe olarak, Ordu Komutanlıklarının, olasılıklara karşı muhtemel tehlike hedeflerini, önceden tespit etmesi, gösteriliyor... Türk Ordusu düzenli, belli kuralları olan bir ordu! Her alanda en kötü ihtimallere göre senaryolar yapar ve tedbirlerini hazırlar!... Evet, Ergenekon cadı kazanı kaynatılır da, daha başka çeteler, cemaat ve iktidar ittifakı sorgulanmaz.
Soralım Sorgulanması gereken bazı satırbaşlarını verelim: Çetelerin en tehlikeli gazete- TV vb. bütün tezviratı, fesatlıkları “servis” ettikleri, yardakçıları, kimlerin malı... Taraf’ın fesat değirmenin suyu nereden? Haber kaynakları kim? İktidara yakın gazeteler, TV kanalları, bu tür haberleri, neden anında yayınlarlar. Ve mesela, yüzbinlerce, güya “abonelere” gönderilen, aslında bedava dağıtılan (bazen kapımın önünde ben de bulurum) gazetelerin milyonlarca liralık bedeli, nerden ve ne maksatla gelir? Okuma sevgisini arttırmak için mi? Emniyet teşkilatı bugün, kimlerin eline geçmiş? Polis okullarında Polis Akademisinde yeni “polislerimizi” eğiten, şartlandıran, öğretim üyelerinin, böyle gazetelerde köşe tutan, Orduya azılı düşman kişiler olması rastlantı mıdır? Ve bu kurumların bağlı oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı buna neden izin verir. “EMASYA Protokolünü” kaldırmak için hazırlık yapan, “Demokratik Açılım Koordinatörü” İçişleri Bakanı Beşir Atalay acaba bunun farkında mı, farkındaysa neden göz yumar? Ve nihayet, Polis neden, hangi gerekçeyle ağır silahlarla donatılacak?
AKP iktidarının TSK’dan hoşnut olmadığı belli çünkü arzu ettiği rejimin önündeki en büyük güç Ordu... Ve şükürler olsun ki, henüz AB’nin, Amerika’nın, istedikleri gibi, “AB standartlarına uygun değil” ! Asker toplamak için pornoculuğa başvuran, Avusturya ordusu gibi değil! Erdoğan, “Türkiye’nin normalleşmeye doğru gittiğini, bu çerçevede Genelkurmay Başkanı ile de uyumlu çalıştıklarını,” söyledi! İnşallah öyledir! Ve inşallah, Türk Ordusuna ve TC’ye karşı bir komplo olduğu, bizim paranoyamızdır... Başbakana inansak da, rahat uyusak!
ABDİ İPEKÇİ: Dün sevgili Abdi İpekçi’nin ölüm yıldönümüydü.. Zincirlikuyu’da onun mezarı başında Sevgili Sibel’in, Nükhet’in, Sedat’ın yanında bulunamadım.. Eski İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş suikastın Ergenekon işi olduğunu söylemiş. Yani Mehmet Ali Ağca, Ergenekon’un adamı..! Abdi bu iddiayı oradan duysa DURUM köşesinde o nazik uslubuyla Güneş’e gereken cevabı verirdi; “Pes” diye!
Altemur KILIÇ
|
|
Toplumsal Haber
02 Şubat 2010 03:06 Bu haber 0 defa okundu
|
|
|
| YORUMLAR |
| OLSA OLSA felekle TAYYİP sarhoş |
| Felek akıl erdiremedi.Her bir yeri düşman işgaline uğramış koca TÜRKİYE'yi kurtarılmış olarak görmeyi .Uzun zaman geçti ülkemizi bölemeyen sarhoş felek başımıza TAYYİP'i musallat etti de ordu ile uğraşmaya ve ülkemizi böldürtmeye yok etmeye yaklaştı da sarhoş feleğin anlayamadığı TSK varken bölünme olmayacağı, sarhoş felek ne bulsa içiyor da; TSK VATAN AŞKI ŞARABI içiyor aralarındaki farkı; YÜCE ALLAH ile aldatan AKPlilerde anlayamıyor. |
| Gönderen: YükselBayramTCSEVEN
/ Tarih: 08 Şubat 2010 13:38 |
|
| "BİR İNSAN KENDİSİNİ BU KADAR NASIL KAMUFLE |
EDEBİLİR, İNANIN AKLIM ALMIYOR." Daha 2.5 yıl önceki genel seçimlerde mağdur edebiyatını çok iyi oynayarak ve 27.Nisan.2007 e-bildirisinin verdiği gazla %47 oy aldı. 2009 yerel seçimleri öncesi Güneydoğuda kendisine karşı olan ayrılıkçı gösteriler sonrası, bu ülkenin belkemiği Batı Türk seçmenine belki de şirin gözükmek ve bayrak- vatan sevdalılarının gözlerini birazcıkta olsa boyayabilmek için olsa gerek, "ya sev ya terket, kurban olayım ayına yıldızına" benzeri lâfları ağzında geveledi durdu ve Türk'ü kandırmayı bildi.
Sonra geçtiğimiz yazın ortasında sanki bir yerlerden düğmesine basılmış gibi, içimize sokulup yıllardır uyutulmuş bir ajan misali, akıl almaz icraatlara girişti. Seçim Mitinglerinde dile getirdiği "Askerlik yan gelip yatma değildir" formasyonundan bir müddet sonra, açılım-saçılım hikayesini başlattığında, bir de baktık, her iki oğlu da askerlik falan yapmamış. (Birisi çürük çarık raporu almış askerlikten tam yırtmış, diğeri ise ülke dışında çalışıyormuş ayakları yaparak, Burdur'da 20 günlük hava istirahati sonucu hemen terhis) Bir Türk oğlu Türk evladı olarak, bütün bunları değişik platformlarda dile getirip, tepkimizi ortaya koyduğumuzda ise, sanki görünmez bir el devreye girdi ve bütün bu anlattıklarıma hiç aldırmaz pozisyonlarda, zombivari davranışlar sergilemeye başladılar. Sonra birde baktık ellerimzle seçtiklerimizle aramızda din bağımız olduğunu düşünsek bile kanı ve canı ile türk olamdığını anladık ama iş işten geçmiş oldu. Gerek duruşu gerek söylemiyle olsun, hiç bir şeyiyle Türk olmayan bir liderin, ülkenin bu zor koşullarında nasıl davranışlar gösterdiğinin görülmesi, bizim gibi saftorik Türklerin uyanmasına da vesile oldu.
Ülkemizin yüzü akı Şehit Aileleri ve Gazilerimiz bütün bunları nasıl karşılar, Türk ne der, ne düşünür, nasıl tepki koyar, hiç ama hiç önemsenmeden, Ergenekon davası eşliğinde içimizde çöreklenen ABD'nin gladyosu temizleniyor ayakları eşliğinde, açılım denen Türk'e ihanet projesini adım adım devreye soktular ve Türk'ün son sığınağı ve koruyucusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinde de akıl almaz operasyonlara giriştiler. Her kim, bu proje ve bunları uygulayanlara karşı çıksa, hemen "Türk Faşisti, Ergenekoncu, birilerinin kuruğuna takılmış ideolojik varlıklar" olarak anılmaya başlandı. Bize bu suçlamaları yöneltenlerin arkasında ise, dediklerine göre millet (!) varmış. Yahu, "miletim de milletim" diye ağzından hiç düşürmediği insanlar, "bunları yap, et" diye bunlara oy vermedi ki? Eline geçirmiş ülke yönetim erkini "bu işin sonu nereye varır?" diye zerre kadar düşünmeden, ortalığı kesip biçiyor. Sanki en geç 2011 Temmuzunda yapılacak seçimlerde kendi tarihin sonunu yaşayacakmış gibi de bir davranış sergiliyor. "Bunu, bu kadar pervasız, izansız sorumsuz şekilde davranış modlarına iten ne olabilir ki?" diye düşünmeden, inanın ki kendimi alamıyorum.
Sonunda şunu iyi anladım ki; "Türk, Türklük, Vatan, Bayrak, Şehitlik, Şehitin kanını yerde koymamak nedir, biz Türkler için ne anlam ifade ediyor?" şu an ülke yönetimini ele geçiren siviller için, hiç önemli değil. Yine aynı şekilde bu zombivari davranış sergileyen ve bunun arkasına takılanlar için "Türk'ün tarih bilinci nasıl gelişmiştir?"i hiç bilmedikleri veya bizler gibi önemsemediklerini de gördük.
Anlattığım bütün bu olayların gerçekleşmesinin biz ve bizim gibi düşünelere bir faydası da olmadı değil! O da şu; meşhur darbımesellerdendir, Allah sevdiği kuluna, kıymetini unuttuğu veya artık önemsemediği bir şeyini önce kaybettirir, sonra da kulu kaybettiğinin kıymetini anladığında ise yorar, üzer ve buldururmuş. Şu an bizler de o moda girmiş durumdayız. Günlük gaileler içinde; Bayrak, Vatan, Toprak, Şehadet, Milli Ordu ve Milli Devlet gibi kavramların önemini bir çoğumuz unutmuş gitmiştik. Ne zaman ki emperyalizm, "Irak'a demokrasi, insan hakları ve özgürlük getireceğiz" ayaklarına Irak topraklarına girdi ortalığı yakıp yıktı, milyonlarca masum insanı akıl almaz bir vahşetle yoketti. Irak devlet sınırları içinde ar, namus, şeref, haysiyet diye bir şey bırakmadı ve hemen ardından güneydoğu kapımıza kadar dayandı, işte o zaman bu anlattığım kavramların ne önem ifade ettiği biz Türklerce acı şekilde anlaşılmaya başlandı.
Ayrıca Büyük Ortadoğu Projesi nin adım adım yürürlüğe girmesi, Pentagon'un ürettiği yeni Ortadoğu ve Ön Asya haritalarının bir bir piyasaya çıkması da, hepimizin ayıkmasına vesile oldu. Doğudan kopup "işsiziz, açız, bize merhamet edin, yardım edin" ayaklarında geldiklerinde topraklarımıza kabul ettiğimiz ve işimizi aşımızı paylaştığımız kürdoların gerçek yüzlerini ve niyetlerini de bugünlerde iyice görmüş olduk. Yıllarca yanıbaşımızda kendimizden gibi gördüğümüz insanların zor anlarımızda nasıl davranış sergiledikleri bizleri aynen 1919 öncesi günlerinde büyüklermizin yaşadıklarını hatırlattı. O zamanlar da, 1919 Yunan işgali başladığında Batı Anadolu'da yaşayan Rumların nasıl davranış değiştirip bizi düşman gibi algıladıkları ve yaptıkları eziyetleri, okuma yazması bile olmayan annanem her gece yatarken ağlaya ağlaya masal gibi biz torunlarına anlatırdı. Yaşadığım şu ortamı gördükçe, o günleri adeta yeniden yaşıyor gibiyim.
Şu an en büyük eksiğimiz bölük pörçük olmamız ve başımızda bizleri anlayacak bir lider kadronun henüz çıkmaması veya bu dava eliyle ortaya çıkmasının engellenmesi gibi olayları algılıyorum. Ama asla başaramıyacaklarını Türk'ün destanını tekrar yazacağını bunun sadece zamanlama meselesi olduğuna da inanıyorum.
Bu platformda bu tür sorunları dile getirmeye çalışan arkadaşları okudukça aynı duyguları paylaştığımızı ve pek çok benzer yönümüz olduğunu görüyor ve seviniyorum. Yaşadıklarımı, duygularımı dile getirirken kusurumuz olduysa kardeşlerimden affımı istirham ederim. Saygılarımla... |
| Gönderen: CERENSOY
/ Tarih: 02 Şubat 2010 07:44 |
|
|
Bu sayfalarda yer alan okur yorumları ve yazılar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan toplumsalhaber.com sorumlu tutulamaz...
|
|
|
|
| SAYAÇ |
|
Topl. Ziyaretçi: 1.921.791
Çevrimiçi: 140
|
|
| Piyasalar |
|
| İMKB 100 |
|
| DOLAR |
1.6815 YTL |
| EURO |
2.2320 YTL |
|
|
|