|
 |
|
|
CIA Ajanı Baklayı Çıkardı TSK'ya İhtiyaç Yok
|
...ANKARA’da büyükelçi kılığında görev yapan CIA ajanı James Jeffrey, bir gazeteye yaptığı açıklamada “Ordunun iç politikadaki güçlü gözetimine ihtiyaç azaldı” dedi. Jeffrey’ye cevap veren CHP Bursa Milletvekili...
|
|
ANKARA’da büyükelçi kılığında görev yapan CIA ajanı James Jeffrey, bir gazeteye yaptığı açıklamada “Ordunun iç politikadaki güçlü gözetimine ihtiyaç azaldı” dedi. Jeffrey’ye cevap veren CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen, “Bu açıklamayı kendi başına değil, talimatlar doğrultusunda yapmıştır” diye konuştu.
Jeffrey’in beyanatı küstahlık Ankara’da büyükelçi kılığında görev yapan CIA ajanı James Jeffrey’in, “Türkiye eksen değiştirmiyor. Ordunun iç politikadaki güçlü denetimine ihtiyaç azaldı” sözlerine CHP’den sert eleştiriler geldi. CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü, Jeffrey’in açıklamalarını küstahlık olarak nitelendirdi. Mengü, şunları kaydetti: “Bir büyük elçinin Türkiye’nin iç politikasına yönelik açıklaması tamamıyla yanlış olur ve diplomatik olarak küstahlığa girer. Bu açıklamalar haddini bilmezliktir, sınırı aşmıştır. Bu tabii ki onların diplomatik nezaketsizliği. Ancak, mevcut iktidarlar böyle zemin yaratırlarsa o zaman açıklamaların sınır ve dozu kaçıyor.”
ABD Türkiye’nin müfettişi değil CHP Bursa Milletvekili ve Emekli Büyükelçi Onur Öymen de, “Bu açıklamayı kendi başına değil, talimatlar doğrultusunda yapmıştır” dedi. Jeffrey’nin sözlerine gereğinden fazla anlam yüklenmemesi gerektiğini söyleyen Öymen, “ABD Türkiye’nin müfettişi değil. Biz onlardan görüş alırız, onlar bizden. İç işlerimize karıştırmayız” dedi.
Yeniçağ
|
|
Toplumsal Haber
04 Şubat 2010 03:34 Bu haber 0 defa okundu
|
|
|
| YORUMLAR |
| TÜRKİYE ÜZERİNDEN, TÜM ORTADOĞU COĞRAF- |
yası üzerinde operasyon yapmak isteyenler, bu ülkede öncelikle nereyi yumuşatıp, yıkmak ister? "Tabi ki bu ülkenin gerçek banisi Türk Silahlı Kuvvetleri ve onun komuta kademesini." Bir elçinin bunları söyleyebilmesi için kendisini Müstemleke Valisi görmesinin ötesinde, bir yerlerden de kesin talimat alması gerekir. Talimat alacağı adres te Atlantik ötesi olsa gerek. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum; hastalığa doğru tehiş koyamazsanız, tedavisi çok zor, hatta mümkün olmayabilir. O yüzden ülkemi çok seven bir vatansever olarak, acı da olsa bazı gerçekleri bilmemizde fayda olacağına inanıyor ve bunları yazma lüzumunu hissediyorum:
Pentagon ve onun patronu ABD'nin, 01.Mart.2003 tarihinde TBMM'nde yapılan oylama sırasında reddedilen tezkerenin acısını bir türlü unutamadıkları ve bundan kendilerine göre bir ders çıkardıkları her hallerinden belli oluyor. O günleri bire bir yaşayan akademisyen olarak, 1 Mart tezkeresinin, aslında AKP'nin kendi arzusuyla reddedilmediğini de az çok tahmin edebiliyorum. 2002 Kasım genel seçimlerinden daha yeni çıktığı yani taze gelin formatında olduğu ve içindeki 28.Şubat korkusundan dolayı AKP hükümeti, ülkenin etkili çevrelerine de, kulak kesilmek ve adımlarını atarken ona göre dikkat etmek zorunda olduğunu gayet iyi biliyordu. Zamanın Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer başkanlığında Çankaya Köşükünde yapılan MGK toplantısındaki tezkere için çıkacak kararın arkasına sığınmaya niyetliydiler, ama oradan da tezkere ile ilgili olarak tavsiye kararı çıkmayınca AKP hükümeti adeta zibil gibi, ne yapacağını bilmez vaziyette ortada kaldı. Ne zaman ki, Türk Askerine hep yakın durduğu ve onların görüşlerini yansıttığı bilinen Milliyet Gazetesi, TBMM'deki oylama öncesi, sekiz sütuna "ORDU RAHATSIZ" manşeti ile çıktı, bunlarda da başladı bir telaş. "Bizim millet, yardım amaçlı bile gelse yabancı askerden asla hoşlanmaz ve hiçbirini de günahı kadar sevmez" bunu iktidar ve muhalefet herkes bilir. İşte zamanın psikolojik atmosferinden dolayı, o meşhur 01.Mart.2003 tezkeresine Meclisten onay çıkmayınca, ABD ve emrindeki Pentagon resmen mosmor oldu ve bunun acısını da hiç bir zaman unutmadı. Zamanımıza kadar, tezkere reddinin gerçek sebeplerini bulma ve intikam peşinde koştuğunu bizlere hissettirdi.
O günlerde Demirel'in yüz hatlarındaki panik ifadesi ile, telaşlı, telaşlı verdiği Türk gazetelerine de yansıyan demecini halâ hatırlıyorum: "Amerika, tezkerenin reddinden yediği kazığı unutmaz, gün gelir, hesabını mutlaka sorar" benzeri lâflar ettiğini gayet iyi hatırlıyorum. Haftalardır Akdeniz'de tezkerenin onayı için bekleyen ABD donanması ve içindeki onbinlerce işgal askeri yeni istikametlerini mecburen Körfez'e yöneltmek ve Irak işgalini, Irak ve Kuveyt üzerinden yapmak zorunda kaldılar.
Yaşanan o süreçte, ABD şunu gördü; Türk Ordusundaki Atatürkçü çelik kurmay kadro içinde kendilerine karşı kesin bir direnç var. Ve bu kadro sağdan veya soldan, Türkiye'deki iktidara kim gelirse gelsin, Atatürkçü o kadronun oluru olmadan, dış politika ve savunma alanlarında sivil hükümetler kendi başlarına kolay kolay adım atamaz. Bunu gören ABD tezkereye Meclisten hayır oyu çıkmasının müsebbibi olarak sivilleri değil, ordu içindeki o Çelik Kemalist Vatansever kadroyu gördü ve onları hedef tahtasına oturttu.
Şimdilerde, orada burada yalan yanlış hep dile getiriliyor ama hayatım boyunca hep doğruların peşinde koşan, fikri namus hastası bir Akademisyen olmam hasebiyle, bazı gerçekleri burada dile getirmek zorundayım: 2002 Kasım Genel Seçimleri öncesi, iddia edildiği gibi ABD hükümeti ve Irak işgali peşinde koşuşturan Pentagon, AKP'nin olası iktidarına falan değil, tam aksine, 2001 ekonomik krizi sonrası ülkemizin ekonomik şah damarını elinde bulunduran kendi has adamı Kemal derviş ve İsmail Cem İpekçi'nin (Ecevit'i ve kadrolarını dışlayıp) ele geçirmek için çok uğraş verdiği DSP ile, sağ kadroların (ANAP ve DYP) oluşturacağı bir koalisyon hükümetine oynamıştı. Olası koalisyon hükümetinin başbakanı olarak da İsmail Cem, Ekonomi ve paranın patronu olarak ta Kemal Derviş düşünülüyordu.
Ama gelin görün ki, 2001 ekonomik krizinin Türk Milletini resmen perişan etmesi ve 28 Şubat sürecinde çok sopa yiyen halkın önemli bir kesimi, yazılı ve görsel medyanın yaptığı bütün manüplasyonlara karşın, kendileri gibi mağdurların ve mazlumların partisi olarak algıladıkları AK'a oylarını verdiler. AK'ın lideri olan Tayyip, önceki mahkumiyeti dolayısıyla, genel seçimler öncesi "aday olamaz" vetosu yediği için, 2002.Kasım genel seçimlerine katılamamıştı. İşte o şartlarda ABD şunu gördü: "Türkiye'nin kemikleşmiş gerçek gücü Kemalist kadronun, 20 yıldır hep dışladığı ve ülke yönetiminde olmasını asla istemediği AKP, 367 milletvekili ile ekonomik ve siyasi olarak uluslararası plâtformlarda kendisini pazarlayacak ve arkasını dayayacağı küresel bir güç merkezi arıyordu." Tezkerenin reddinden hemen sonra, ABD bu seferlik Türkiyede AKP kartını oynamaya karar verdi. Başkan Bush, Erdoğan'ı Beyaz saraya çağırarak onore etti. Bunu gören Güneri Civaoğlu ve benzeri yazar çizer takımı, (Güneri Civaoğlu'nun o meşhur "Küresel Serpintilerin Türkiye ve AKP'ye etkisi" yazısı) bu manzarayı iyi okudu ve CHP ile birlikte AK'ın liderinin (deneme mahiyetinde de olsa) önünü açmaya karar verdiler. "Tayyip artık mahalle muhtarı bile olmaz" formatından çıkarıldı, önce Siirt'den milletvekili ve ardından da Ülkenin Başbakanı yapıldı.
Geçmişe doğru baktığımda, 01 Mart tezkeresi reddinin, ülkenin siyaseti açısından en büyük kırılma noktalarından birisi olduğunu, şimdi daha iyi anlıyorum. Büyük Ortadoğu Projesi'ni yürürlüğe koymaya kesin niyetli olan Pentagon, Türk Ordusu içindeki Atatürk'ün "Bağımsızlık benim karakterimdir" sözünü değişmez düsturları haline getiren Kemalist Çelik kadronun, tezkerenin reddine neden olduğunu gördü ve bu kadronun Ortadoğu coğrafyasında kendi kirli emelleri ve tekerine hep çomak sokacağını anladı. Kemalist Kadroyu, Irak'taki Baas rejimiyle aynı düşman statüsüne sokan ABD, kendisine İncirlik üssü dahil tüm imkanları açan AKP hükümetini yandaşı bulunca, Türk Miletinin milli gururu ve devletin koruyususu TSK üzerinde operasyon yapılmasına karar verdi. Bu operasyonun ilk işaret fişeği yani ilk adımı ABD milli günü olan 04.Temmuz.2003 de atılmıştır. ABD işgal güçlerinin Irak içindeki işbirlikçileri, kürt peşmerge alçakları sayesinde ve onların yol göstermeleriyle Süleymaniye'deki Türk Özel Kuvvetlerimizin bulunduğu mekana baskın yapıldı ve askerimizin başına çuval geçirme hadisesi yaşandı. Tabi bunun Türk Mileti üzerindeki infiali çok fazla oldu ve Millet olarak ABD'yi resmen düşman satatüsünde görmeye başladık. O infialin etkisiyle çekilen "Kurtlar Vadisi-Irak filmi Türkiye'yi bırakın dünya çapında bile olay oldu. Bu etkiyi gören ABD, kendi sınırları içinde filmin gösterime girmesini yasakladı. Bu film için bize nota verildiği bile basına yansıdı. ABD'nin Türkiye'yi işgalini ve karşı direnişi konu alan "Metal Fırtına" benzeri kitaplar yazıldı ve bunlar satış rekorları kırdı.
ABD artık sunu gördü ki; Türkiye ve Ortadoğu coğrafyası üzerinde operasyon yaparken kullanabileceği bir AKP iktidarı (ABD gezisi sırasında Tayyip'i işaret ederek "Bunu süpürmeyin, kullanın" diyen Tayyip'in danışmanının kulakları çınlasın) kesin var. Kendisiyle gerdeğe girmeye çok hevesli, bu işveli taze gelini, Pentagon dibine kadar, "al gülüm ver gülüm misali" tepe tepe kullanmaya karar verdi. Bütün bu anlatığım olayları tam olarak kavrayabilmek için, benim gibilerin bile Dağlıca ve Aktütün Karakol baskınlarının arka plânını görmesi gerekti. Bu baskınlar sonrası, Tayyip'in 05.Kasım.2007 tarihinde Beyaz Saray'da Başkan Bush'la yaptığı görüşmenin hemen ardından Ergenekon Davası'nın başlaması ve Beyaz Saray'daki bu kirli pazarlığı Fehmi Koru'nun yazması ve Yeniçağ Gazetesi yazarı Aslan Bulut'a itiraf etmesini öğrendikten sonra, Ergenekon Davası'nın gerçek iç yüzünü ancak anlayabildik.
Yani ABD ile tam işbirliği ve AK'ın ABD'ye teslim bayrağını çekip, Türkiye'nin milli direniş noktaları üzerinde operasyona başlanmasının dönüm noktası 05.Kasım.2007 tarihidir. Demek ki 04.Temmuz.2003 - 05.Kasım.2007 tarihleri arasındaki süreç bu operasyona hazırlık evresiymiş. Ne kadar doğru ne kadar yanlış bilmiyorum ama, bu operasyonlara başlanmadan önce İstanbul, İstinye'de meçhul bir yerde ucu Tucson'a kadar uzanan Cemaat ileri gelenleri ile, CİA ve ABD elçilik yetkilileri arasında ortak noktalar ve ortak hedeflerin neler olabileceği hususunda görüşmeler yapıldığı ve bazı kararlar alındığı haberini de aldık. Dilerim bu haber yanlıştır. Ama, eğer bu haber bir doğru çıkarsa, bizim millet bunların arkasına teneke bağlayıp, hepsini de kesin denize döker.
Bir zamanlar küreselcilere teslim politikaları ile bilinen Boris Yeltsin Başkanlığı döneminde Rusya'da yaşananların tıpkı benzeri, şu an bizim ülkemizde de yaşanmakta. Boris Yeltsin Rusyası zamanında, ne kadar milli kuruluş varsa hepsini küreselci yahudi kuruluşlara peşkeş çekildiğini ve 2. kez devlet başkanı olması için ne tür dış manüplasyonlar yapıldığını bugünlerde okuyoruz. Ülkemizin de şu an itibariyle dış borcunun akıl almaz şekilde arttığını (500 Milyar Doların üzerinde), ama ona rağmen gülük gülistanlık bir Türkiye imajı çizildiğini görüyor ve gerçek bir vatansever olarak üzülüyorum.
Yunanistan benzeri AB ülkeleri bile, tüm dünyanın yaşadığı küresel ekonomik krizden nasibini alıp bir yerlere savrulurken, bizler adeta koza içine yerleştirilmiş hormonlu varlıklar gibi korunmaktayız. Ben bunun gerçek sebebini de şöyle algılıyorum: Diyelim ki, Türk Ulusu, bütün küresel manüplasyonlara rağmen, hiç birini takmadı, önümüzdeki ilk genel seçimlerde, AKP ile birlikte onun uyguladığı politikaların hepsini de reddedip, hiç çıkmamacasına bu partiyi sandığa gömdü (ki, bunun böyle olacağına inanıyorum). İşte Türk'ün bu huruç hareketine karşı, ABD'nin sigortası ve karşı politikası da; Türkiye'nin dış borç yükü ile açılım denen ihanet projesinin Yugoslavya benzeri parçalanmaya doğru evrilmesinin sağlanmasıdır.
Özellikle 28 Şubat ve sonrası darbe yiyenlerin oluşturduğu bir kesim zannediyor ki, bu dava eliyle, ABD'nin içimize yerleştirdiği kazurat takımı temizleniyor. Ortaya saçılan belgeler ve patlayıcılar, başını Taraf ve Zaman gazetelerinin çektiği medya vasıtasıyla evriliyor, çevriliyor, her gün, her saat bu görüntüler eşliğinde, millet haber bombardımanına tutulup resmen manyetize ediliyor. Belli bir süre geçip işin gerçek içyüzü anlaşılıncaya kadar da, Atı alan, Üsküdar'ı geçmiş olacaktır. İnternette Pentagon haritalarını gören bizim gibiler, bütün bunların gerçek niyetlerini anlıyabiliyor ama AKP hükümeti ile milletin çoğunluğu, adeta dut yemiş bülbül gibi, başka dallarda şakıyor. Bu anlattığım tehlikenin farkında olan direniş gösteren Çekirdek Kadro da Silivri'deki zindanlarda Ergenekon Davası eliyle çürütülmekte. Bu öylesine alçak bir plan ki; "ABD gladyosunu temizliyoruz" adına, Türk'e resmen yalan söylenerek zamanında ne kadar melânet işlendi ise ortaya bırakılan ısmarlama deliller marifeti ile hem içeride yatanların üzerine yıkılması sağlanıyor hem de, kendi idam ipimizi kendimize çektiriyorlar.
Şimdi de askerimizin başına Çuval geçirme hadisesinin komutanı olarak bilinen Raymond Odierno denen alçağın Türkiye'ye geldiğini ve üst düzey kabul gördüğünü öğrendik. Kimbilir ne melânet peşindedir? Saygılarımla... |
| Gönderen:
/ Tarih: 05 Şubat 2010 08:38 |
|
| "Onur" gerek... |
| Türkiye'nin iç işlerine yapılan bir müdahaleye "Hükümet" yerine muhalefetin muhatap olması onur'lu insanlar için acı verici... |
| Gönderen: Mansur ERCAN
/ Tarih: 04 Şubat 2010 11:43 |
|
| Manda |
| Manda'yı hayvan olarak algılayan bir çoğunluğun iktidarı bu küstah herife nasıl cevap verir bilinmez! Adam kendisini genel vali zannedecek kadar önemsenmiş olmasa bu açıklamaları yapamazdı elbette. Bizim B.Elçimiz ABD.de bu tür değil, herhangi bir konu da açıklama yapabilir mi? Yapsa da kale alınıp gündeme gelir mi? Şu bir gerçek ki adamlar da; toplumsal ve siyasi ahlak gelişmiş elbette basın ahlakı da. |
| Gönderen: Soner Zafer
/ Tarih: 04 Şubat 2010 04:42 |
|
|
Bu sayfalarda yer alan okur yorumları ve yazılar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan toplumsalhaber.com sorumlu tutulamaz...
|
|
|
|
| SAYAÇ |
|
Topl. Ziyaretçi: 1.921.839
Çevrimiçi: 148
|
|
| Piyasalar |
|
| İMKB 100 |
|
| DOLAR |
1.6815 YTL |
| EURO |
2.2320 YTL |
|
|
|